TDOF CLAN FORUMU

TDOF CLAN JKA
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Merc's

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kradjith Archnight
Forum Member
Forum Member
avatar

Saber : Dual
Mesaj Sayısı : 3
Nerden : Bursa

MesajKonu: Merc's   Salı Mayıs 04, 2010 10:52 pm

Bölüm 1

Ailesi Tattooine’de hayatlarını sürdürmüştür. Kradjith babası öldükten sonra gözlerini evrene açtığı için baba şefkati veya bir babanın oğluna öğreteceklerinden uzak bir çocukluk geçirmiştir. Annesinin hastalığı yüzünden tavernalarda çalışarak zorlu bir hayat yaşamıştır.

Annesinin hastalığı çok fazla ilerlemişti. Kradjith ne yaparsa yapsın doktor ve ilaç masraflarını karşılayamıyordu. Her gece uykuya dalarken haline lanetler okuyordu. Annesi ise ne olursa olsun onun sadece sabırlı olmasını söylüyordu.

Bir gündüz vakti, taverna bomboş… Kradjith barda sıkıntıdan kafasını tezgaha vurmuş, patronunun kasanın boş olmasından dolayı olan şikayetlerini dinliyordu. Birden içeri biri girdi. Yabancı uzun bir pardösü giymişti. Kapüşonu yüzünü gizliyordu. Tavernanın tek eğlencesi olan hurda ekrana bakan bir masaya oturdu. “Bugün Mawhonic mi yarışıyor acaba?” dedi yabancı. Kradjith zaten sıkıntıdan patlamıştı. Patronu bugünlük yeterince kafasını şişirmişti. Bir yabancının muhabbeti daha ne kadar can sıkabilirdi? “Pod yarışlarını pek takip etmem ben. Zaten pek izlememe müsaade verilmez. Ne içmek istiyosun acele ette söyle.” Kradjith bunları söylerken alnındaki tezgahın izini ovalıyordu. Yabancı parmağıyla barda bulunan en pahalı şişeyi gösterdi. “Bütün şişe...” diye ekledi.

Akşam olmuştu. Kradjith’in yabancı müşterisi hala oradaydı. Tavernaya gelen garnlarla pazaak oynuyordu. Fakat işin açıkçası bir el bile yenilmemişti. Yarım akıllı garnlar ise hırsının kurbanı olup tamamen soyulmuşlardı. Birden koşarak içeri giren tatlı bir kız belirdi. “Krad! Koş hemen… Annen…” Bunu duyan Kradjith bar tezgahının üzerinden fırlayarak eve doğru koştu.

Annesi yatağında ağır ağır nefes alıyordu. Komşuları yanında Kradjith’in gelmesini bekliyordu. Kapı çaldı. İçeri giren Kradjith’ti. Annesi bilinci yerinde bir şekilde Kradjith’in gözlerine baktı… O an tek kelime bile çıkmadı. Annesi gülümsedi, gözlerini kapadı. Nabzı artık atmıyordu. Kradjith annesinin yanına gitti ve sarıldı. Gözyaşları akarken gökyüzüne öyle bir haykırdı ki Tattooine üzerindeki bütün jawalar panikledi sanki. Annesinin cesedini tekrar yatağa bıraktı. Gözlerini sildi ve tavernaya doğru yol aldı.

“Hey işe yaramaz! O yürüyen ölüye ne olduğu umurumda değil. Hemen işinin başına dön!” dedi patronu. Kradjith sinirden çılgına dönmüştü. Rodian olan patronunu yakasından tuttuğu gibi fırlattı. Pazaak oyununa devam eden yabancının masasına inen rodian kendinden geçmişti. Zaten sinir içinde olan granlar “Hey dikkat et barmen bozuntusu! Tamda kaybettiklerimizi geri alacaktık! Şimdi canına okuduk senin!” diye Kradjith’in üstüne yürümeye başladılar. “Siz mi? Geri almak mı? Saçmalamayın. Başından beri hile yapıyor. Kazanmanız imkansız.” Kradjith bunları söylerken sinir içinde yabancıya bakıyordu. “Hmm içimden bir ses bunun olacağını söylüyordu…” dedi yabancı. Granlardan biri yabancının üstüne atlamaya çalıştı fakat yabancı erken davranıp geri çekildi. Yere kapaklanan garnın üstüne basıp “Hey barmen çocuk. Bunu başıma sen açtın. Bari beraber dövüşelim!” dedi. Tam o esnada diğer bir gran Kradjith’e saldırdı. Savuşturan Kradjith güzel bir yumrukla garn’ı yere serdi. Taverna karıştı. Bardaklar havada uçuşuyor, müşteriler birbirini pataklıyordu…

Tavernanın arka kapısından sıvışan Kradjith ve yabancı ara sokakta yere yığıldılar. İkiside nefes nefeseydi. Kradjith sinir içinde hala bir şeyleri yumruklamak istiyordu. Yabancı ayağı kalktı. Sırtını duvara verdi ve kapüşonunu çıkardı. “Yumruklarını o kadar kolay kullanırsan başına çok bela açarsın…” dedi kel dor. Bunu duyan Kradjith’in gözlerinde annesinin sabır ile ilgili konuşmaları canlandı. “Hmmm… Çok ilginç… Gerçekten…” diye mırıldanarak arkasını döndü kel dor. Aniden Kradjith turuncu bir ışık süzmesi gördü. Çabuk bir refleks ile yapılan hamleyi savuşturdu. Kel dor’un elinde çift taraflı bir ışınkılıcı vardı. “Çıldırdın mı sen?!!!” diye haykırdı Kradjith. “Adım Qwwria… Kusura bakma önce bir şeyi kontrol etmem gerekiyordu.” “Ne?” “Hadi toparlan gitmemiz gerek. Benimle gelmeyecek misin? Burada kalmayı düşünmüyorsun herhalde?” diye cevap verdi Qwwria. Birden arkalarından koşan bir taverna dolusu kızgın bir grup gözüktü. Başka çaresi olmayan Kradjith bu gizemli yabancıyı takip etmeye mecbur kaldı.


Bölüm 2


Kradjith ve Qwwria limana gelmişlerdi. Kradjith bütün heyecanını dindirmiş Qwwria’yı süzüyordu. “Şu ışınkılıcın… Onlar jedi silahı değil mi? Sende ne işi var?” diye sordu. “Neden böyle konuştun ki ? Benden jedi olmaz mı?” diye cevap verdi alaycı bir tavırla Qwwria. “Jediylarin evrenin koruyucuları olduğunu duydum. Sen ise tam bir baş belasına benziyorsun. Jedi olmanın en ufak bir ihtimali bile yok.” “Tamam… Sen kazandın. Jedi değilim. Bir kelle avcısıyım. Bu kılıcıda işime burnunu sokan bir jedidan aldım.” Qwwria bunları söylerken bir Y-Wingin önünde durdu. Geminin alt kısmına eğildi. Elektrik panelini açtı ve birkaç kablo kopardı. “Gemi senin değil… Ahh… Harikasın…” diye iç çekti Kradjith. “Umarım sürmeyi biliyorsundur? Şahsen uykum var. Pilot koltuğuna geçmeni yeğlerim.” Qwwria esneyerek konuşurken kabin kapakları açıldı.

Atmosferden çıkmışlardı. Kradjith azda olsa bir Y-Wingi dizginleyebilecek pilotluk becerisine sahipti. “Peki nereye gidiyoruz? Bay mükemmel kelle avcısı ?” Kradjith bu sözleri söylerken camdan eski evine bakıyordu. “Nar shadaa… Fakat öncesinde seni biraz adam etmemiz lazım. Yumrukların iyi. Fakat karşılaşacağımız şeyler yumrukların yetersiz kalacağı düşmanlar olacak. Şu an ki rotamız bu.” Qwwria bilgisayara birkaç komut girdi.

Uzun bir yolculuk yapmışlardı. Qwwria arkada uyuyordu. Kradjith uzaklarda bir şey fark etti. Sürekli radara bakıyordu. Fakat hiç bir şeyle karşılaşmamıştı. “Hey Qwwria. Uyan lanet olsun. Sanırım karşımızda büyük bir şey var.” Qwwria gözlerini ovuşturarak ileri baktı. “Aaaa… Geldik mi? Harika.” Radyo frekanslarında ufak bir ayarlamadan sonra “Avcı Yuvası… Avcı Yuvası… Ben Avcı-9010264 Qwwria. İniş için izin istiyoruz tamam. Yanımda yeni bir yüz getirdim.” “Avcı-9010264 burası Avcı Yuvası. 14. iniş pistine inebilirsiniz. Yeni şahsın indiğinizde Komutan Clown’la görüşmesi gerekiyor. Yuvaya hoş geldiniz…”

Kradjith Tattooine’de çok fazla gemi görmüştü. Fakat bu kadar büyük bir gemi ile ilk defa karşılaşıyordu. Gemi efsanevi Malachor V ye benziyordu. Onun kadar büyük olmasada imparatorluk mimarisi taşıyordu. Pistte yaklaştıkça Kradjith savunma sistemlerini görüyordu. Topların büyüklüğü onu dahada hayrete düşürüyordu. Pistte inerken Kradjith hafifte olsa bir acemi manevrası yaptı. Ömründe bu kadar inmesi zor bir şeyle karşılaşmamıştı.

“Hoş geldin balkabağı. Yanında taze ette getirmişsin…” dedi inen gemiye yaklaşan bir adam. “Devon… Benden başka işin olmaz değil mi? Neden Komutan Clown’ın ayakkabılarını parlatmıyorsun?” diye cevapladı Qwwria. “Sana kaç kere…” “Daha özürdilemen mi gerekiyor?” Devon’un sözünü bölen soytarı kılıklı biri geliyordu. Suratında pandomimciymiş gibi bir makyaj saçının sol tarafı kırmızı ve sağ tarajı ise siyahtı. Siyah tarafı yüzünün bir kısmını kapatıyordu. Kıyafeti ise siyah üstüne altın işlemeli bir general üniformasıydı. Uzun ve siyah pelerini kıyafetini tamamlıyordu. “Komutan Clown…” diyebildi Devon. Zaten korkudan azından daha başka bir şey çıkmadı. “Evine hoş geldin Qwwria” dedi ve Kradjith’e döndü “Sende hoş geldin evlat…”


Bölüm 3


“Daha fazla köleye ihtiyacımız olduğunu da kim söyledi? Saçmalamayı keste hemen kaldırın şu herifi göz önünden!” dedi Devon. “Sakinleş Devon. Öncelikle bunu demek için herhangi bir hakkın yok. Ayrıca Qwwria bize daha mazeretini açıklamadı değil mi?” dedi Komutan. “Efendim. Onu köle olarak getirmedim. Bildiğiniz gibi bir ay evvel ortağım Ywgaar öldüğünden beri yalnız başımayım. Kradjith’i bize katılması için getirdim.” Qwwria o alaycı tavrını tamamen silip atmıştı. “Hmm… Peki onun dövüşebileceğini sana hissettiren nedir ?” “Refleksleri bir insana göre normalin üstünde. Ayrıca gidecek herhangi bir yeri yok. Ve en güzeli sanki dövüşmek için iyi bir nedeni varmış gibi. Öyle değil mi Krad?” dedi ve Kradjith’e döndü. “Daha herhangi bir...!!!” aniden ensesinde bir nefes hissetti. Hemen arkasını döndü. “Hmm… Gerçekten ilginç…” Komutan garip ve komik hareketlerle Kradjith’i inceliyordu. “Lanet olsun… Bu herif… Ne zaman oraya geçti…” diye düşündü Kradjith. Panikten kanı donmuştu. “Pekala madem öyle test edelim.” Komutan bunları söylerken sol ayağı ile geriye doğru bir döner tekme savurdu. Kradjith eğildi ve bu mükemmel hızdaki tekmeyi savuşturdu fakat Komutan’ın pelerini altindan gelen yumruğunu görememişti. Tam boşluğuna gelen yumruk ayaklarını yerden kesti. Uzun bir mesafe boyunca yerde sürüklendi. “… İlginç…”

“Al bir şeyler ye. Komutan seni yarın test etmek için sanal savaş odasına alıcak.” Qwwria elinde bir yemek tepsisi ile Kradjith’in odasına girdi. “Burada bana neler döndüğünü açıklayabilir misin?” dedi Kradjith. Bir yandan açlıktan ölüyordu. Yemek tepsisini alınca hızlı bir şekilde yemeğe daldı. “Bizler paralı askerleriz. Bilirsin. Ödeme karşılığı öldürme, koruma, bulma, yakalama… Aklına ne gelirse. Fakat biz normal man kafalardan değiliz. Ufak işlerle uğraşan ayak takımlarından farkımız gücümüzdür. Bu yüzden herkes katılamaz ki Komutan Clown seni bu yüzden test edicek.” Qwwria gerlidi ve Kradjith’in yatağına zıpladı. Kradjith’in yemek tepsisi çoktan bitmişti. Kenara koydu ve ağzını sildi. “Peki benim kararımı sordun mu?” diye karşılık verdi. “Bunun artık bir önemi yok. Zaten seni orada bıraksam ölmüştün. Ve şimdi vazgeçemezsinde. Çünkü buraya getirildiysen ya köle olursun ya da asker. Başka türlü ancak buradan cesedin çıkar.” Qwwria bu sözler söylerken sırıtıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Merc's
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TDOF CLAN FORUMU :: Genel :: RP-
Buraya geçin: